Türkiye’nin Güzel Kaleleri

Sayısız kavmin mekanı olan bu coğrafyada, tarihin zor ve tehlikeli şartları altında yaşamanın en temel ihtiyacı güvenlikti. Bu yüzden, üzerinde yaşadığımız topraklarda binlerce kale var.

1- Kızkalesi – MERSİN

Mersin’in 60 kilometre batısında yer alan Kızkalesi, 85 yıl önce bölgede yaşayanlar tarafından anlatılan efsane ile denizdeki kalenin ismini aldı. İşte Mersin Kızkalesi efsanesi…
Manzarası, geniş kumsalları ve temiz denizi ile ziyaretçilerin ilgisini çeken Kızkalesi ilçesi’nin eski adı Korykos’tur. Kızkalesi ismini ise denizde bulunan kalenin hikayesinden almıştır. Kızkalesi ilçesinde görülmeye değer birçok arkeolojik kalıntı bulunmaktadır. Heradot’a göre bu şehir Kıbrıs’lı prens Korikos tarafından kurulmuştur. Bizans döneminde şehir en iyi günlerini yaşamıştır. 1361 yılında ise Kıbrıslı Lusignen tarafından ele geçirilmiş, 1448 yılında ise Karaman Sultanı İbrahim Bey taragından alınmıştır. 1482 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu’na dahil edilmiştir.
Şehrin tarihini iki ortaçağ kalesi olan Korikos Kalesi ve Kızkalesi oluşturuyor. Korikos Kalesi, yarımadanın ucunda iki hisardan oluşuyordu. İç avluda küçük kiliseler ve uzun koridor yer alıyordu. Kalenin yapımına Romalılar başlamış ve Kıbrıslılar tarafından tamamlanabilmiştir. Kızkalesi ise kıyıdan 200 metre uzaklıkta küçük bir ada üzerinde yapılmıştır.
Mersin Kızkalesi hikayesi
Korykos’ta yaşayan krallardan biri, bir kız çocuğunun olması için, gece-gündüz dua edermiş. Sonunda dileği yerine gelmiş ve çok güzel bir kızı olmuş. Kralın kızı büyüdükçe daha da güzelleşiyormuş. Güzel olduğu kadar yardımseverliğiyle de herkesin olduğu kadar tanrılarında hayranlığını ve sevgisini kazanmış.
Bir gün Korykos kentine bir bilici gelir. Kral da onu saraya davet eder. Kral kızının geleceğini öğrenmek ister. Bilici kıza bakınca irkilir, korkar, fakat krala birşey söylemez. Kral biliciyi zorlayınca, “Kralım, güzel kızınızı bir yılan sokacak ve kızınız ölecek. Bu yazgıyı kimse bozamayacak. Siz de engel olamayacaksınız” der.
Kral kızına bundan sözetmez, fakat üzüntüyle derin düşüncelere dalar. Sonunda Korykos Kalesi karşısında kıyıya yakın küçük bir adacık üzerine bir kale yaptırır.,

Hizmetçileriyle beraber güzel kızını bu kaleye kapatır. Olan bitenden haberi olmayan kız, çok üzülmekte, günden güne eriyip gitmekte, olan bitene bir anlam verememektedir. Kızın canı birgün altın sarısı “Tarsus Beyazı” üzümü ister. Saraydan gönderilen üzüm sepeti içinden çıkan bir yılan onu sokar ve öldürür.

2– Sinop Kalesi

İlk olarak MÖ VIII. yüzyılda Milet’ten gelerek Sinop’ta yerleşip koloni kuran göçmenler tarafından yapıldığı düşünülmektedir. MÖ VII. yy’daki Kimmer saldırılarıyla yıkılan kale surlarının Pontus hükümdarlarından IV. Mithridat döneminde onarımı yapılmış ve kale bugünkü sınırlarına genişletilmiştir. Romalılar ve Bizanslılar döneminde de devamlı onarım gören kale, 1214 ve 1261 yıllarında Selçukluların eline geçmiştir. Bu dönemde yeniden onarılan kalenin savunmasını güçlendirmek amacıyla bir iç kale oluşturulmuştur.

Sinop şehir surları yarım adanın en dar olan boyun kısmını tamamen çevrelemektedir. Kuzey surları 1800 metre, güney surları 400 metre, doğu surları 500 metre ve batı surları 273 metre uzunluğundadır. Kalınlığı 3-8 metre arasında değişen surların yüksekliği 30 metreye kadar çıkmaktadır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde kaleye giriş kapıları olarak Kumkapı, Tersanekapı, Yenicekapı, Tabakhane Kapısı, Lonca Kapısı ve Deniz Kapısı isimlerinden bahseder. Günümüzde bu kapılardan sadece Kumkapı ve Lonca Kapısı ayakta kalmıştır.
Kuzey surları denizin etkisiyle çok yıpranmış olup, bu surları dalgaların etkisinden korumak amacıyla; Kumkapı burcu civarından başlayıp Pazaryeri istikametine doğru uzanan bir mendirek inşa edilmiştir.

3- Alanya kalesi – Antalya

Alanya’nın simgesi olan Alanya Kalesi, Alanya ilçe merkezinde, Alanya-Antalya yolu üzerinde yer alıyor. Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından 1221’de yaptırılan kale, Dış Kale, Orta Kale ve İç Kale olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindanın yer aldığı Alanya Kalesi’nde bir de Alaeddin Keykubat döneminde eklenen ve Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biri olan Kızılkule bulunuyor. Doğu surları ile kasabanın kıyısını koruyan kuzey surlarının birleştiği noktada yer alan Kızılkule, Alanya Limanı’nın doğusunda, tüm limana ve tersaneye hâkim bir noktada bulunuyor. Adını inşasında kullanılan kırmızı renkli tuğladan alan Kızılkule’nin giriş kapısında, sultanın armasını taşıyan ve rozetlerle süslü bir yazıt yer alıyor. Yazıtta, tersanenin Selçukluların Sinop’tan sonra ikinci deniz üssü olması nedeniyle Alaaddin Keykubat’a “İki Denizin Sultanı” unvanı verildiği yazılı.

4- Bodrum Kalesi – Muğla

Bodrum Kalesi, 1406-1522 yılları arasında Saint Jean Şövalyeleri tarafından üç tarafı denizlerle çevrili kayalık bir yarımada üzerinde, iki liman arasında inşa edilmiştir. Kalenin yapımında, depremde yıkılmış olan dünyanın yedi harikasından biri Mausoleion’un taşlarını kullanmışlardır. Kalede, Fransız, İtalyan, İngiliz, Alman ve İspanyol (Yılanlı) kuleleri bulunmaktadır. Rodos adası 1522 yılında Türkler tarafından alındıktan sonra, şövalyeler Bodrum ve çevresini 5 Ocak 1523’de terk etmişlerdir. 1895’den itibaren hapishane olarak kullanılan Kale, Fransız ve İngilizlerin I. Dünya Savaşı sırasında 26-28 mayıs 1915’de bombalamaları ile yarı yıkık hale gelerek terk edilmiştir.
Günümüzde Bodrum Kalesi içinde, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi yer almaktadır. Ülkemizin tek, Dünya’nın ise en önemli sualtı arkeoloji müzelerinden biridir. 1995 yılında Avrupa’da Yılın Müzesi yarışmasında “Özel Övgü” ödülünü almış olan müzede, sualtı kazı ve araştırmalarından gelen eserlerin yanı sıra Bodrum ve çevresindeki kazı ve araştırmalardan ele geçen eserler de sergilenmektedir. Amphoralar, hamam, MS VII. yüzyıl Doğu Roma Gemisi, camlar, MS XI. yüzyıl Serçe Limanı Cam Batığı, Yılanlı Kule, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses, İngiliz Kulesi, Tunç Çağ Batıkları, Zindan ve Komutan Kulesi Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi sergilerinin başlıcalarıdır

5- Zil Kale – Rize

Bölgenin en dikkate değer eserlerinden birisidir. Kale 1. Derece Arkeolojik sit alanı içerisinde yer almaktadır. İlçe merkezinin 15 km. güneyinde, Fırtına Deresi’nin batı yamaçları üzerine kuruludur. Kalenin üzerinde inşa edildiği sarp kaya kütlesi denizden 750 m, dere yatağından yaklaşık 100 m. yüksekliktedir. Kale; dış surlar, orta surlar ve iç kaleden meydana gelir. Dış kalenin kapısına kuzeybatı yönündeki patika bir yolla ulaşılır. Bir teras yardımıyla orta surlar seviyesine çıkılır. Buradan ikinci bir kapı yardımıyla kale içerisine girilir. Orta kale içerisinde üç önemli yapı bulunur. Bunlar muhafız binası, şapel ve baş kuledir. Kulenin dört katlı olduğu duvarlardaki hatıl izleri ve kiriş deliklerinden anlaşılmaktadır. Duvarlar üzerinde doğu (vadi, manzara) yönünde kemerli pencereler, diğer taraflarda mazgal delikleri bulunmaktadır. Kulenin üstünün dendanlı bir teras şeklinde olduğu belirlenmiştir. Zil Kale, kentteki diğer Varoş Kale, Ciha Kale ve Kız Kaleleri gibi hem yörenin, hem de Bayburt’a ulaşan önemli bir ortaçağ kervan yolu üzerinde güvenliği sağlıyordu. Osmanlıların bölgeyi fethinden sonra kalenin kullanılmaya devam ettiği biliniyor. 2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından başlatılan bakım, onarım ve restorasyon çalışmaları tamamlanmıştır

6- Rumkale – Gaziantep

Gaziantep İli, Yavuzeli İlçesi, Kasaba köyünün yakınında bulunan Rumkale; Gaziantep şehir merkezinden . Yavuzeli’nden ise . uzaklıkta, Merzimen Çayı’nın Fırat Nehri ile birleştiği yerde, dik kayalar üzerindedir. Rumkale’ye Kasaba köyünden ve Halfeti’den teknelerle kolaylıkla ulaşılmaktadır. Antik dönemden günümüze kadar Şitamrat, Kal-a Rhomayta, Hromklay, Ranculat, Kal-at el Rum, Kal-at el Müslimin, Kale-i Zerrin (Altın Kale) ve Rumkale gibi bir çok isimle adlandırılmıştır.

Rumkale Fırat ve Merzimen kıyılarından itibaren dimdik yükselen sarp kayalıklarla çevrili yüksek bir tepe üstüne kurulmuştur. 1838 de Rumkaleyi ziyaret eden Moltke’ye “kayalığın nerede bittiğini, insan eserinin nerede başladığını söyleyebilmek çok zor” dedirtecek kadar doğayla uyumlu mimari özelliğe sahiptir. Kale iki beden halindedir. Birinci beden; kalenin doğu, kuzey ve batıda doğal kayalığın dik olarak yontulmasıyla, doğal sur meydana getirilerek oluşturulmuştur. İkinci beden ise bu doğal surun üstüne sert kalker kesme taşlarla sur duvarı olarak yapılmıştır. Kuzey ve doğu surlarında dikdörtgen planlı 7 burç ile kuzeyde çok sayıda mazgal pencere yer almaktadır. Kalenin güney yöndeki kayalık uzantısı 12. yüzyılda 30m. derinliğinde ve 20m. genişliğinde oyularak uçurum (hendek) haline getirilmiştir. Böylece, savunmaya yönelik olarak karayla kalenin direkt ilişkisi kesilmiştir. Kale 120m. genişliğinde ve 200m. uzunluğunda bir alanı kaplamaktadır.

Rumkale bir zamanlar Halfeti (Şanlıurfa) ile Gaziantep arasında sınır oluşturan Fırat ırmağı kıyısında yer alırdı. Merzimen çayının suyu Rumkale dibinde, derin ve sarp vadi içinde akan Fırat nehrine karışırdı. Günümüzde üç yanı Baraj gölüyle çevrilmiş olup, yarım ada görünümündedir. Kalenin eteklerinde ise aşağı şehir bulunmaktaydı.

Rumkale’nin doğu ve batıdan olmak üzere iki ana giriş kapısı mevcuttur. Doğu girişi Fırat nehriyle, batı girişi ise Merzimen çayı üzerine kurulmuştu. Bugün sadece ayaklarının kalıntısı mevcut olan köprü, kara ile irtibatı sağlamaktaydı. Buradan patika yolla kalenin giriş kapısına çıkılmaktadır. Batı cephesinde yol üzerine 20m. aralıklarla 4 tane kule şeklinde kapı yapılarak savunma açısından büyük kolaylık sağlanmıştır. Batı surlarda kuzeyden itibaren birinci kapı dikdörtgen planlıdır. Nöldeke birinci kapının olduğu yerde bir türbe ve bir iskele olduğundan bahsetmiştir. İkinci kapı kareye yakın dikdörtgen planlı yarım daire şeklindedir. Üçünçü kapı tahrip olmuştur. Dördüncü kapı kare planlı haç tonozludur. Beşinci kapı kalenin Fırat’a bakan doğu cephesindedir. Dikdörtgen biçimli bu kapı, içte biri yuvarlak, diğeri sivri kemerli iki niş içine alınmıştır.

Kalede beden duvarları ve burçlardan başka, bugün görülebilen kalıntılar arasında Şair Aziz Nerses kilisesi, Barşavma manastırı, su sarnıçları ve su kuyusu sayılabilir. Kuyu basamaklarla Fırat nehrinin seviyesine kadar inen 8m. genişliğinde ve yaklaşık 75m. derinliğindedir. Fırat nehrinden su temin etmek için yapılmış olan bu kuyunun gizli bir geçit olduğu da rivayet edilmektedir. Kuyunun silindirik iç yüzünde kayanın oyulmasıyla helozonik bir merdiven meydana getirilmiştir. Bunlardan başka kale içinde işlevi tesbit edilemeyen çok sayıda yapı kalıntısı mevcuttur. Kaledeki yapıların bir çok bölümü ana kayanın oyulması ve düzleştirilmesiyle yapılmıştır. Surlarda ve burçlarda örgü malzemesi moloz taş, kaplama malzemesi olarak büyük boyutlu düzgün kesme taşlar, kemerlerde ise tuğla görünümü verilmiş kesme taşlar kullanılmıştır.

Şair Aziz Nerses Kilisesi: Rumkalenin güneyinde yer alan hükümranlık kilisesini 1173’te Şair Aziz Nerses yaptırmıştır. 18. Yüzyılda Rumkale’yi ziyaret eden Richard Peacock bu yapıdan ”Gotik” tarzda küçük ama güzel bir kilise olarak bahsetmiştir.

Doğu-batı doğrultusundaki kilise dikdörtgen planlı, üç nefli ve üç apsislidir. Batısında narteks yer alır. Sadece absisin doğu cephesinin bir bölümü toprak üstündedir. Doğu cephesinin ortasında silmeli çerçevenin iki yanında birbirine benzer kabartmalı levha bulunur. Sol levhada haç ve rumi süslemenin olduğu kabartmanın altında başlarını geriye çevirmiş karşılıklı duran iki aslan, sağ levhada ise iki palmet arasında başını sağa çevirmiş, kanatlarını açmış bir kartal kabartması vardır. Bu kilise İslami dönemde cami olarak kullanılmıştır.

Barşavma manastırı : Kale içinde kuzeyde yer alır. 13. yüzyılda Yakubi azizi Barşavma kendi adına inşa ettirmiştir.Birbirine bitişik iki yapıdan bazı bölümler ayakta kalmıştır. Kuzey cephesini kaya kütlesi oluşturur. Kare planlı olan yapı haç tonozlarla örtülmüştür. Duvarlarda büyük taş bloklar halinde kesme taşlar, payelerde ve batı mekanın kapısında düzgün kesme taşlar, kemerlerde ve örtü sisteminde ise tuğla görünümü verilmiş kesme taşlar burada da kullanılmıştır. Yakınında bir de kuyu mevcuttur.

Kalede toprak üstündeki yapılar 12-14. yüzyıllar arasına aittir. Bunlar içinde en eski yapının hendek olduğu ifade edilmektedir.

Fırat nehri boyunca ele geçen çakmak taşından yapılmış aletler ve diğer kalıntılar, insan oğlunun Rumkale ve çevresinde yontma taş (Paleotik) döneminden beri yerleştiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemden sonraki iskan yerlerini ise Fırat vadisinde Tunç çağından başlayıp Kalkolitik döneme kadar inen höyüklerle izlemekteyiz. Rum kale ve çevresiyle ilgili antik kaynaklardaki ilk bilgiye Asur Kralı III. Salmanazar’ın MÖ. te zaptettiği “Şitamrat” yerleşimiyle ulaşmaktayız. Bu yerin Rumkale olduğu ifade edilmektedir. Rumkale çevresi bölgedeki stratejik konumu sebebiyle Med, Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde de iskan görmüştür.

Hz. İsanın havarilerinden Johannes (Yuhanna) ‘in Roma döneminde Rumkale’yi mesken yaparak kayadan oyma bir odada incilin nüshalarını çoğalttığı rivayet edilir. 11. yüzyılda Rumkale Hromgla’ adıyla önemli bir konumdadır. 1113 te III. Grigoris Rumkale’yi Joscelin’in dul karısından satın almış, katolikosluk (başpiskoposluk) makamını buraya yerleştirmiştir. Şair aziz Nerses mezheplerin birleştirilmesi nedeniyle imparator elçileri, Kayşum ve Yakubi baş patrikler ile Rum kale’de toplantılar yapmıştır. 13. yüzyılda Rumkale’de bir çok Yakubi’nin olması sebebiyle Yakubi Patriği II. Ignace, Rumkale’de bir kilise yaptırmıştır. Sonraları kaleyi patriklik makamı olarak seçmiştir. 1279 da kaleyi kuşatan Memluklular bu aşamada kaleyi zaptedememişlerdir. Ancak Memluklu sultanı Melik el-Eşref 1292 de Rumkale’yi tekrar kuşatmış olup, Rumkale’nin fethi gerçekleşmiştir. Sultanın emriyle Suriye naibi Sancar Suca tarafından tamir ettirilen Rumkale, Kal’at el Müslimin adını almıştır. Daha sonraları ise Kale-i Zerrin (Altın Kale) olarak adlandırılmıştır. Rumkale Memluklular zamanında yeniden uç kalesi olarak kullanılmışsa da, eski parlak dönemini bir daha yaşayamamıştır.

1516 da Osmanlıların eline geçen Rumkale, Halep Eyaleti’nin Birecik Sancağı’na bağlı bir kaza haline getirilmiştir. 17. yüzyılda Evliya çelebi, Rumkale’nin bir tepe üstünde sağlam bir kale olduğunu, dışarıda camii, hanı, hamamı ve küçük bir çarşısı bulunduğunu belirtir. Katip Çelebi de burasının bahce ve meyvelerinin bolluğunu vurgulamıştır.
Rumkale; üç yanı zümrüt yeşili göl ve bunu çevreleyen dik, sarp kayalıklı tepelerle çevrili doğa ve insan harikası bir yerdir.

Rumkale’ye ulaşım için iki güzergâh bulunmaktadır. Birinci güzergah, Gaziantep’in Yavuzeli ilçesinden doğuya doğru yaklaşık olarak . gidilince kasaba köyünün güney eteğindeki Rumkale’nin karşı kıyısına ulaşılır. Rumkale’ye geçmek için Kasaba köylülerine ait küçük balıkçı teknelerini ve Gaziantep Valiliğine ait tekneyi kullanmamız gerekmektedir.

İkinci güzergah ise, Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi olup, ilçeden teknelerle kaleye ulaşım sağlanır. Her ne şekilde giderseniz hafızalarınızda yıllarca unutamayacağınız güzelliklerle birlikte geri dönersiniz.

7- Hattuşaş Büyük Kale – Çorum

Kral Kalesi olarak da bilinen Büyük Kale, Türkiye’deki Unesco Kültür Mirasları listesindeki eserlerden Hitit Devleti’nin başkenti Hattuşaş’taki surları kısmen onarılmış, en haşmetli yapı. Hattuşaş Antik Kenti ziyareti yapmak isterseniz Çorum merkezden 82. km. yol almanız ve Boğazkale ilçesinin 4 km. doğusuna ilerlemeniz yeterli.

8- Kilitbahir – Çanakkale
Çanakkale’nin Eceabat ilçesi Kilitbahir köyündedir. Erken Osmanlı Dönemi eseridir. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 yılında, 93 günde inşa ettirilmiştir. Yakup Paşa nezaretinde Kale-i Sultaniye ile birlikte yapıldığı bilinir. İki kez restore edilmiştir. Birincisini 1541 yılında Kanuni Sultan Süleyman, ikincisini 1870’te Sultan Abdülaziz yaptırmıştır. Kale-i Sultaniye olan uzaklığı 1200 metre olan Kilitbahir Kalesi’si iki dış kale, bir iç kale ve iç kalenin ortasında bir kuleden oluşmaktadır.
Osmanlı Sultanı II. Mehmed’in (Fatih Sultan Mehmed) Çanakkale Boğazı’nı kontrol altında tutmak ve İstanbul’a Papalık tarafından gönderilecek yardımları engellemek amacıyla boğazın en dar yerine, Kale-i Sultaniye’nin karşısına inşa ettirdiği ikinci kaledir.
Konumu nedeniyle, “Kilidü’l-Bahr”, yani “denizin kilidi” adı verilen kale, planı bakımından Türk kaleleri içinde özel bir yere sahiptir. Kilitbahir Köyü, adını bu kaleden almıştır.

Yaklaşık olarak 220m x 120m. boyutlarında dikdörtgen bir alana oturan Kilitbahir Kalesi, iki dış kale, bir iç kale ve iç kalenin ortasındaki kuleden oluşmaktadır. İlk inşaattan, yani Fatih Sultan Mehmed döneminden kalan kuzeydeki dış kale, 4 m yükseklikte surlarla çevrilidir. Surların sahile paralel uzanan bölümü günümüze ulaşamamıştır. Kalenin ilk yapımında kuzey ve güneydeki iki açıklıktan girilen dış kalenin çevresinde büyük hendekler bulunduğu ve giriş açıklıklarına hendekler üzerindeki asma köprülerle ulaşıldığı bilinmektedir. Hendekler sonradan doldurulduğu için günümüze ulaşamamıştır.
Güneydeki ikinci dış kale, 1541 yılında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilmiştir. Bu restorasyon sırasında güney kısmı çevreleyen bir sur duvarıyla dış uçta bir kule (Sarıkule) yaptırılmıştır. Kale, ayrıca 1870 yılında Sultan Abdülaziz tarafından ikinci kez restore edilmiştir.

Yapının güneydoğu ucunda 21 m. çapında, daire planlı, kubbeyle örtülü anıtsal bir kule yükselmektedir. Kuzeydeki dış kalenin ortasında yer alan iç kale, plan bakımından üç yapraklı bir yoncaya benzemektedir. 7 m. kalınlıkta surlarla çevrelenen iç kale, üç ayrı avlu ve ortadaki yedi katlı kuleden oluşmaktadır. Kendi aralarında birer giriş açıklığıyla ilişkilendirilen avlulardan sadece ikisine dış kaleden girilebilmekte; ortada yer alan 30 m. yükseklikteki yedi katlı kulenin bulunduğu avluya ise dış kaleden ulaşılamamaktadır. Böylece, kaleyi ele geçirmek isteyenlerin kuleye ulaşması güçleştirilmiştir. Ana hatlarıyla bir kalp şeklinde düzenlenmiş olan kulenin, ahşap döşemeli yedi kattan oluştuğu; bu katlara, duvar içine yerleştirilmiş ahşap merdivenlerle çıkıldığı anlaşılmaktadır. Merdivenler ve ahşap döşemeler günümüze ulaşamamıştır.

Kilitbahir Kalesi, düzgün kesme taş, kaba yontu taş ve moloz taşlarla inşa edilmiştir. Mimari özellikleri bakımından ilginç olmasına karşılık, süsleme açısından sade bir yapıdır. İç kale duvarlarının üst kesimlerinde yer alan tuğlayla oluşturulmuş güneş kursları, rozetler ve meander motiflerinden oluşan şeritler başlıca bezeme unsurlarıdır.

Fotoğraf 4-Yapı iki büyük onarımdan geçirilmiştir.
Çanakkale Savaşları’nda çok önemli rol oynayan bu kale, 1955-56 ve 1967-68 yıllarında çeşitli onarımlar geçirilmiştir. 14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gereken Kültürel Varlık” olarak tescil edilmiştir.

9-Silifke Kalesi – Mersin

Silifke Kalesi, Mersin’in Silifke ilçesinde, denizden 184 metre yükseklikte tüm Silifke’ye hakim konumda yükseliyor. Tarihi kalenin Selevkoslar zamanında yapıldığı, Roma ve Bizans zamanında geliştirildiği düşünülüyor. Kale içinde Göksu Nehri’ne inilen basamaklı bir yol bulunuyor. Çevresi 4827 metre olan kalenin 23 kule ve burç ile dört yana açılan kapıları var.
Orta kısmında Selefkiya krallarının şatosu göze çarpıyor. Bu şatonun altında kayalara oyulmuş derinliği 5 m, uzunluğu 18 m, genişliği 5 m olan bir mahzen var. Mahzenin yanında suyu hiç eksik olmayan bir sarnıç görülüyor.

Takir Ambarı’ndan Silifke Kalesi, Mersin
Silifke Kalesi, Mersin
Kale, Ermeni Kilikya Krallıkları, Franklar, Anadolu Selçukluları, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerini geçirmiş. 1190 yılında Kilikya Ermeni Devleti’nin yönetimine girince tamir ettirilmiş. Kalenin içerisinde Sultan II.Beyazıt tarafından yaptırıldığı düşünülen bir mescit harabesi de bulunuyor.
Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, 17. yüzyılda Silifke Kalesi’nin 23 burcu olduğunu, içinde bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazar; ancak burçların bir kısmı ve kale içi tümden yıkık durumda olduğundan tam sayıyı bilmek mümkün olmuyor. Hala ayakta olan 10 adet burç bulunuyor.

Temel belirlemelere göre Helenistik ya da erken Roma döneminin olduğu anlaşılan kale, geçirdiği onarım ve değişiklikler sonucu bugün bir Orta Çağ kalesi görünümünde. Silifke ilçesine hakim bir konumda yer alan kalenin manzarası büyüleyici. Silifke boyunca akan Göksu Nehri ile Türkiye’nin en büyük ve en verimli deltası olan Göksu Deltası’nı görebiliyorsunuz.

Yine nehir üstündeki tarihi Taş Köprü’nün manzarasını da seyredebilirsiniz. Göksu’yu yukarıdan bu kadar heybetli gördüğünüzde Silifke topraklarının neden bu kadar verimli olduğunu anlıyorsunuz. Çevresi kuru hendekle çevrili oval biçimdeki kalenin içinde kemerli galeriler, depolar, su sarnıçları ve başka yapı kalıntıları bulunuyor.

Silifke Kalesi’ne nasıl gidilir?
Mersin’e yaklaşık 85 km olan Silifke ilçesinde yer alan Silifke Kalesi’ne gitmek için Mersin-Mut yolunun 1. km’sinde sağda göreceğiniz “Silifke Kalesi” tabelasını takip ederek ulaşabilirsiniz. Aracınızı kalenin bulunduğu tepeye kadar çıkarmanız mümkün. Mersin-Silifke arası çalışan özel otobüsleri kullandığınızda ise çarşıda bulunan ve yine tarihi özelliği olan “Taş Köprü”de inerek kalenin bulunduğu tepeye çıkabilirsiniz.
Silifke Kalesi giriş ücreti
Şu an herhangi bir ücret gerektirmeyen Silifke Kalesi’ni dilediğiniz zaman biletsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.
Silifke Kalesi‘nin eteğindeki Tekir Ambarı‘nı da görün.46 metre uzunluğunda 23 metre genişliğinde, 14 metre derinliğindeki sarnıcın duvarları su sızmasını önlemek için ve anıtsal bir görünüm kazandırmak amacıyla düzgün kesme taşlarla desteklenmiş. Şahane mimariye sahip atıl kalmış bir yer.

10- Yılan Kale – Adana

Toros Dağları’nı aşarak Antakya’ya giden, Antik dönemde olduğu kadar Osmanlı döneminde de önemli olan tarihi yolun üzerinde, Orta çağda 11. yy.’da yapılmış Haçlı kalelerindendir. Ovadaki diğer kaleleri de görüş alanının içine alan kalenin 8 yuvarlak burcu vardır. Güney’de Nizamiye Kapısı vardır.Girişten itibaren taş basamaklı merdivenlerle teraslara çıkılmaktadır. Kilise ve sarnıcı bulunan kalenin, garnizonu en üst bölümde yer almıştır. Eski adı Govara olan kaleyi, 1671 yılında buradan geçen Evliya Çelebi fiahmeran Kalesi olarak tanıtmıştır. Ensesi tüylü ve boynuzlu yılanların yaşadığını alaycı bir dille ifade etmiştir. Ünlü fiahmeran hikayesinin kaynağı da işte bu kaledir. Yılan Kale, 40 civarında kaleye sahip Çukurova’nın, Adana’ya 30 km. mesafedeki önemli bir kalesidir. Yılan kale, Ceyhan’a 13 km. mesafede E-5 karayoluna 3 km. dir. Çok sarp bir tepe üzerine Ceyhan Ovası’na tamamen hakim şekilde kurulan bu kalenin Bizanslılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Yöre halkı tarafından Şahmeran kalesi olarak da adlandırılmaktadır. Yılan kale ortaçağda Çukurova’nın Haçlı işgali döneminde 12. yy’da Ceyhan Nehri kenarındaki hakim tepeye yaptırılmış. Hem ovayı hem de tarihi İpek yolunu kontrol etmiş, bulunduğu doğal kaynaklarla bütünleşmiş. Sağlam surları kale meydanına, üç kapıdan sonra ulaşılabilmesi ve kapıları birbirine bağlayan portatif merdivenlerin kullanılmış olması ile fethedilmesi çok güçleştirilmiş. Ramazanoğlu Beyliği döneminde 1357’den itibaren terk edilen kalenin adı Kovara iken ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi 17. yy’ da yörede Şahmaran Efsanesi’nden dolayı Şahmaran Kalesi adını vermiş. Daha sonra Yılankale adını alan kale Anavarza, Tumlu ve Kozan Kalelerinin görüş ve alanı içinde yer alıyor. Arkeolog Edwards, Yılan Kale’nin planı üç avluya ayırarak incelemiştir. Edwards’a göre, daha alt kısımda bulunan iki avlu, güneydoğudaki kanadı korumak amacıyla tasarlanmıştır. Son derece zeki biçimde tasarlanan ve yerleştirilen surlar ile burçlar, dik yamaçların da yardımıyla saldırıyı oldukça güçleştirmektedir. Avluların her birinin tek bir giriş kapısı vardır. Üstte kot farkı zeminden biraz daha yükseltili, korunaklı bölüme, her yönden birer merdivenle ulaşılabilmekte ve her yöne gidiş geliş kolay olmaktadır. Bu kısım en geniş ve yoğun biçimde savunulan birimi oluşturmakta ve garnizona ev görevi yapmaktadır. En yüksek ve en kuzeydeki birimlerinde sarnıçların büyük bir kısmı ve bir şapel bulunmaktadır. Yılan Kale’nin güneye bakan bir demir kapısı vardır. Kalenin beden duvarları adeta dantel gibi işlenmiştir. Yapı üzerinde Bizans, Haçlı ve Ermeni onarımlarına ait duvar kalıntıları göze çarpar. Ermeni onarımları, pervaz, pencere ve kapı üstü tonozlarında kendini gösterir; bu onarımları belgeleyen bir Ermeni yazıtı da yapı üzerinde mevcuttur. Ceyhan Nehri kıyısında Misis’in kuzeydoğusundadır. Dört cepheli olan kalenin çevresi 700 metredir. Araları mazgallı olan sekiz burç ikişer katlıdır. Sarp kayalar üzerine yapılmış olan kalenin önemli bir sanat değeri vardır. Yol tarafında yukarı doğru açılan büyük bir kapısı olup, burası mazgallarla korunur. Kapıdan düz bir meydan olan kale iç sahasına girilir. Buradan gitmek istenilen yere düzgün merdivenlerle ulaşılır

11- Rumelihisarı – İstanbul

Rumeli Hisarı, kendisinden yaklaşık 50 sene önce yaptırılmış olan Anadolu Hisarı’nın tam karşısına, İstanbul’u kuşatmak isteyen dönemin padişahı II. Mehmet (Fatih) tarafından yaptırılmıştır. Yapılış amacı, Anadolu Hisarı ile birlikte, Bizans’a Karadeniz’den gelebilecek olan yardımları engellemek ve boğazda hâkimiyet kazanmaktır. Çünkü İstanbul daha önce de defalarca kuşatmaya maruz kalmıştır ve tüm kuşatmalar güçlü surlar tarafından yavaşlatılmıştır ve deniz yoluyla gelen yardımlar sayesinde atlatılmıştır.[5] Bu yardımları engellemek amacıyla, 15 Nisan 1452’de hisarın yapımına başlanmıştır ve yaklaşık 4 aylık bir sürede tamamlanmıştır.[5] Duvar kalınlıklarını, burç yüksekliklerini, kapıların konumlarını ve bunlara benzer karakteristik özelliklerini bizzat Fatih Sultan Mehmet belirlemiş, proje ise Muslihiddin Ağa tarafından tasarlanmıştır.

12- Diyarbakır Kalesi – Diyarbakır

Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı; Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri olmak üzere iki ana bileşenden oluşmaktadır.
Bölgede hüküm süren medeniyetlerin, kültürlerin ve dönemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenerek özgünlüğünü ve 7 bin yıllık tarihsel varlığını sürdüren Diyarbakır Kalesi, Surları ve Burçları hala orijinal ve özgün kültür varlıkları olarak yaşamakta, Dünya tarihi için önemli bir evrensel miras özelliğini korumaktadır.
Hevsel Bahçeleri, bahçe kültürünün çok önemli olduğu bir coğrafyada yer alan tarihi boyunca halkın kullanımına açık sivil bir bahçe olarak özgün bir değer ortaya koymaktadır. 30’dan fazla uygarlığın izlerini taşıyan bir bölgede 8 bin yıl gibi çok uzun süredir bahçe olarak var olmasıyla, tarımsal değerinin dışında, kültürel ve tarihi olarak da özgün bir yere sahiptir.
Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri’nin yaşamsal işbirliği ve Hevsel Bahçeleri’nin oluşturduğu peyzaj, kentin ve aday varlığın binlerce yıldır kesintisiz yaşam sürmesinde, en önemli etkendir.

13- Selçuk Kalesi – İzmir

Selçuk’ta bulunan tarihsel eserlerin çoğunluğu Aydınoğulları dönemine aittir. Bizans döneminden kalma en önemli eser, Selçuk Kalesi’nin eteklerinde bulunan St. Jean Kilisesi dir. Bizans dönemine ait öteki yapı da, günümüzdeki adıyla Selçuk Kalesi’dir. Çevresi 1.5 km’ye yakın olan kale, moloz taşlardan yapılmıştır. 15 burcu vardır. Aydınoğulları döneminde onarılmıştır. Kalenin içinde 14. yüzyıla tarihlenen ve günümüzde yıkıma uğramış olan kare planlı İçkale Camisi yer alır. Selçuk’un 9 km güneyindeki Aladağ’ın üzerinde bulunan Meryem Ana Evi, 1891’de Hıristiyanlar tarafından hac yeri olarak ziyaret edilir.
Aydınoğulları döneminin en önemli eseri ise İsa Bey Camisi’dir. 1375’te yapılan cami, Artemis Tapınağı ile Selçuk Kalesi’nin bulunduğu tepe arasındadır. İki kubbesi vardır. Kubbelerin oturduğu kasnak çinilerle bezelidir. Tek minaresi yapıya bitişiktir ve şerefeden yukarısı yıkıktır. Caminin yanında piramit çatılı bir Selçuklu türbesi vardır. İzmir-Aydın Karayolu kavşağında bulunan İshak Bey Camisi bir Aydınoğulları eseridir. Öteki eserler arasında İshak Paşa Mescidi (16. yüzyıl), Şebabettin Türbesi (16. yüzyıl) sayılabilir. Selçuk-Efes Karayolu üzerinde yer alan Efes Arkeoloji Müzesi, Türkiye’nin sayılı müzelerinden biridir. Selçuk’un 3 km batısında, Panayır ve Bülbül dağları arasında bulunan ve antik dünyanın en büyük kentlerinden biri olan Efes Kenti’nin kalıntıları büyük bir alana dağılmıştır.

14- Mardin Kalesi – Mardin

Ülkemizin en güzel, doğu ve güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin en turistik şehirlerinden Mardin’i meşhur yapan evleri kadar, o evlerle ve inşa malzemesi olarak doğayla uyumlu olan Mardin Kalesi, şehrin zirvesinde. “Kartal yuvası” olarak da bilinen Mardin Kalesi tarih boyunca 20’ye yakın medeniyete ve onlarca devlete ev sahipliği yapmış muazzam bir tarih hazinesi. Mardin şehri ve Mardin Kalesi, Türkiye’de mutlaka görülmesi gereken kaleler listesinde aslında ön sıralarda.
Şehrin üzerindeki sarp bir tepededir. 975 – 976 yıllarında Hamdani’lerden Hamdan tarafından yaptırılmıştır. Kalenin doğudan batıya uzantısı 800 metre, genişliği 30-150 metre arasındadır. İnsan çıkamıyacağı göz önüne alınarak tepenin bazı sarp yamaçlarına sûr çekilmemiştir. Güneyindeki kule hâlâ ayaktadır.
Önceleri kalenin içinde büyük bir konak, bir mahalle, bir de Akkoyunlular’ın yaptırdığı cami vardı. XVII. yüzyılda silâhlı 1.060 er kuleyi korumakla görevliydi. Erzak, cephane ambarları, büyük sarnıçlar uzun kuşatmalara dayanabilecek şekilde geniş yapılmış, ayrıca her türlü ikmal kolaylıkları da gözönünde bulundurulmuştu. Kapılarının en büyüğü olan demir kanadlı olanı güneye bakıyordu.

15- Gaziantep Kalesi – Gaziantep

Gaziantep Kalesi Gaziantep Kalesi, Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olarak, gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 m. yükseklikte hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir. Kale, ilk olarak Roma döneminde höyük üzerinde bir gözetleme kulesi olarak yapılmış, bugünkü biçimini ise “Kaleler Mimarı” olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. VI. yüzyılda almıştır. Kale çapı yaklaşık 100 m., çevresi 1200 m. olan gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde 12 adet kule mevcuttur. Gaziantep Turizmi’ne bir güneş gibi doğan Gaziantep Kalesi bütün ihtişamıyla ziyaretçilerini beklemektedir

16- Karaman Kalesi – Karaman

Karaman İl Merkezinde yer alan, Karaman Kalesi’nin yapımı 11. yy’ın sonlarında 12. yy başlarında inşa edildiği düşünülmektedir. Karaman Kalesi, iç içe üç surdan oluşmaktadır. Bunlar dış, orta ve iç kale adlarını almaktadır. Bunlardan biri höyük üzerinde yer alan iç kale sağlam olarak günümüze ulaşabilmiştir. Höyüğün etrafını dolaşan orta kale surlarının bir bölümü ayakta kalabilmiştir. Selçuklular devrinde yenilenme görmüş, sonraki dönemlerde ise kent Karamanoğulları’nın egemenliğine girdiğinde kentin surları tekrar yenilenmiştir. Osmanlılar 1465 yılında iç kaleyi tekrardan onarmışlardır. Bu onarımlarda daha önce yıkılmış olan yapıların kitabeleri ve mimari parçaları kalenin beden duvarlarında kullanılmıştır. İç kale Bronz, Roma ve Bizans çağlarına ait izler taşıyan bir höyük üzerinde yer alır. İç kale dördü yuvarlak beşi dört köşe olmak üzere dokuz kuleden oluşmaktadır.

17 – Mamure Kalesi – Anamur / Mersin

Mersin, Anamur‘da bulunan Mamure Kalesi, Anadolu’nun en büyük ve en iyi korunan kaleleri arasında. Akdeniz kıyı şeridinde bulunan kale, Anamur’un 6 km doğusunda, Bozdoğan Köyü sınırlarında yer alıyor.
Yüksek kayalık ve düzlükler üzerine inşa edilen kale, Anadolu’daki benzerleri gibi antik temeller üzerine yerleştirilmiş. Büyük kesme taşlardan yapılan antik temellerin henüz hangi döneme ait olduğu tespit edilememiş.

Yüksek duvarlarla ayrılmış doğudaki iç avlu, batıdaki kale ve bunların güneyinde kayalıklar üzerine inşa edilen iç kale olmak üzere 3 parçadan oluşan Mamure Kalesi’nde, 39 kule, su sarnıçları, cami ve kale dışında hamam yapısı da görülebiliyor.
Anamur Müzesi’nin 1988 yılında yaptığı kurtarma kazılarında moloz taştan, Horasan harçlı, tabanı mozaik döşeli hamam ve konut olduğu düşünülen yapılar ortaya çıkarılmış. Hamam ve çevresindeki izler bu yapıların kale ile bütünlük taşıdığı düşüncesini desteklemiş. Kalıntıların yüksek ihtimalle Rigmonai antik kentine ait olduğu belirtiliyor.
Anamur ve Taşeli bölgesini Hristiyanlar’dan alan Karamanoğlu Bedreddin Mahmut Bey (1300 – 1308) kaleyi ele geçirdikten sonra kiliseleri yıkıp camiye dönüştürmüş. Kalenin adı da Mamuriye olmuş. 16. yy ortaları ve 18. yy sonlarında birer kez onarım gören surlar, son olarak 1960’lı yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış.
Görüntü olarak Alanya Kalesi’ne benzeyen Mamure’de çift katlı olan kale duvarları içerisinde birbiri ile bağlantı kuran galeriler dikkat çekiyor. Üst kattaki burçlara merdiven ile çıkılırken, burçlara ayrıca dış merdivenler aracılığı ile alternatif geçiş bulunuyor. Baş kale ve köşe burcunun yanında üstü tamamen yıkılmış olan fener kulesinin kalıntıları da görülebiliyor.
Mamure Kalesi, Anamur
Dış kale ise merkezi planlı tek kubbeli bir cami ve çeşmesi, depo, sarnıç ve askerlerin iskan yeri olduğu düşünülen bölümden oluşuyor. Bazı kaynaklar kale içinde Hüseyin Gazi’ye ait bir türbe olduğunu da belirtiyor.
Ana giriş kapısının kuzey doğusundaki burcun olduğu yerde yer alan ve hendek üzerinde iki sivri kemerle geçişi sağlayan suyolu, kalenin su ihtiyacı için önemli bir kaynak. Kale kuşatılması halinde alternatif sarnıçlardan da yararlanılıyor.

Mamure Kalesi, Anamur
Günümüzde kaleye giriş için kullanılan kapı, geçmişte giriş olarak kullanılmıyormuş. Üzerinde 6 satır kitabesi bulunan, iç avlunun kuzeyinde, iki kule arasındaki bölüm eskiden kalenin girişiymiş. Kitabede Karamanoğlu Mehmet Oğlu Sultan İbrahim’le ile ilgili bilgi yer alıyor. Giriş kapısını dışarıya bağlayan ve hendeği aşan köprü, günümüze ulaşamayan eserler arasında.
Tarihi yaklaşık 1,500 yıl geriye giden ve Akdeniz kıyısında en iyi korunan Orta Çağ kalelerinden biri olan Mamure Kalesi, Mersin’de gezilecek yerler arasında. Türkiye’nin en büyük kalelerinden biri olan bu yapı, Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı üslubundan izler taşıyor.

18- Van Kalesi

Van il merkezinin sınırları içerisinde olup, merkeze 5 km mesafede bulunmaktadır. Van ovasındaki doğu-batı doğrultusunda uzanan kaya kütlesi üzerine kurulmuştur. Kayalık, 20-120 m arasında değişen genişlikte, 1800 m uzunluğunda ve 100 m. yüksekliğinde doğal bir kütleye sahiptir. Güneyden sarp ve dik, kuzeyden meyilli topografik bir özellik göstermektedir. Üç bölümlü kalenin kuzeydeki çıkış yolu, batıdan doğuya doğru hafif rampa şeklindedir. Tuşpa adıyla uzun süre Urartu Devleti’nin başkentliğini yapan kale, Urartu kralı I. Sarduri tarafından M.Ö. 840-825 tarihleri arasında kurulmuştur. Kalede Urartular’dan kalma Madır (Sardur) Burcu, Analı-Kız açık hava tapınağı, 1. Argişti, Kurucular, Menua ve II. Sarduri kaya mezarları, Bin Merdivenler ile ana kayaya oyulmuş sur duvar yatakları ve sur duvarları bulunmaktadır. Kalede Urartular’dan sonra Osmanlı’ya kadar Pers yazıtı dışında herhangi bir kalıntı gelmemiştir. Doğu tarafindaki sur ve kuleler, kuzey batıya bakan kale giriş kapısı, tahkimat ve diger beden duvarları, Yukarı Kale, Süleyman Han Cami ve minaresi ile askeri amaçlı kerpiç ve taştan çeşitli yapılar, Osmanlı döneminden kalmadır. Tahkimatı sağlayan beden duvarları, burçlar ve kuleler moloz taş, kerpiç ile kesme taş malzeme ile yapılmıştır. Bu duvar ve tahkimatlar kuzeyden kalenin siluetini oluşturmaktadır. Osmanlı döneminde kale tamamen askeri amaçlı olarak kullanılmıştır. Asıl şehir kalenin güneyinde kurulmuştur. Burası da surlarla çevrilmiş. 1915’ten sonraki tahrip olmuş haliyle günümüze ulaşmıştır

19-Boyabat Kalesi,

Sinop iline bağlı Boyabat ilçesinde yer alır. M.Ö. 7. yüzyılda Paflagonya’lılar tarafından yaptırılmış olan kale, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının izlerini taşımaktadır. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Sur kapısından içeriye doğru girildiğinde iç kaleye ulaşılmış olur. İç kalenin batısında sarp bir kayalık bulunmaktadır ve girilmesi imkansız olan doğal kesitlik bulunmaktadır. İç kaleden su almak isteyenler Gazideresi Çayı´na doğru bir yol bulunmaktadır. Halk bu kayadan oluşan tünele “cirabazan” demektedir. Tünelde toplam 252 basamak bulunmaktadır.
Gazidere Çayı nın, arasından aktığı iki kayanın sol tarafta bulunanının üzerinde bulunur. Buradan İsfendiyar Dağlarına kadar bütün ovayı izlemek mümkün olmaktadır.
Kaleye ancak şehir merkezinden çıkılmaktadır. Kaleye ulaşmak için Boyabat’ın Gökdere Mahallesi’nden çıkmak gerekir. Buradan itibaren yaya olarak devam etmek gerekir.
Kalenin görünen kısmının güzelliğinden başka kalenin altında yer alan bir yeraltı şehri bulunmaktadır. Çok sayıda merdivenlerin olduğu bu yeraltı tünelleri aşağıda bulunan çaya kadar inmenizi sağlıyor. Boyabat Kalesi’ni bu kadar gizemli yapan ve ilgi çeken şey yeraltındaki tünelleridir. Yeraltı tünellerine girmek istediğiniz de yanınızda muhakkak bir fener bulundurmalısınız. Aksi halde, içeride bulunan sensörlü ışıklar söndüğünde korkabilirsiniz. Merdivenler dik bir yapıda olup ve ayak basma noktaları net bir şekilde belli değildir. O yüzden dikkatli olmalısınız.
Fakat bu tünelleri kullanarak kaleye tırmandığınızda size neden bu kadar şiddetle tavsiye ettiğime hak vereceksiniz. Zirve noktasına çıktığınızda karşılaşacağınız manzara size yorgunluğunuzu unutturup gözüken çeltik tarlaları, bölge de bulunan yöresel evler, yeni yapılmış olan yerler, karşı tarafında bulunan saat kulesi adeta sizi mest edecek ve tekrar tekrar kaleyi ziyaret etme hissi uyandıracaktır.
Kalenin içerisinde bulunan Helenistik döneme ait olan mozaik taş zeminler şehrin tarihine dair önemli bilgiler vermektedir. Kalenin üst bölgesinde bulunan tapınak, dinlenme odası, yiyeceklerin saklanması için kullanılan yerler, su deposu olarak kullanılmış olan alanlar göze çarpmakta olup oldukça ilgi çekicidir.
Sizler de bu tarihi yaşacağınız ve tekrar görmek isteyeceğiniz, çevrenizdeki insanlara tavsiye edeceğiniz bu yeri görmeden Sinop ilini terk etmeyin.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here